Tag Archives: hastalık nedenleri

Psoriasis Polikliniği

sedef-1 ayaktan-hasta-kati-1

Bu özel dal polikliniğimizde gerek genel poliklinikten gönderilen, gerekse özel olarak başvuran hastalara yönelik olarak psoriasis (sedef) hastalığının tanı ve tedavisine yönelik işlemler yapılmaktadır.

Perşembe günleri hizmet veren polikliniğimizin sorumlusu Doç.Dr.Algün POLAT EKİNCİ’dir. Kliniğimiz asistanları üçer aylık rotasyonla halinde poliklinikte hizmet vermektedirler.

Polikliniğimizde sedef hastalığının her türünün tanı ve tedavisine yönelik tüm hizmetler verilmektedir. Gerekli görülen hastaların tedavisi yatırılarak da yapılabilmektedir.

Psoriasis (Sedef) Hakkında

Psoriasis (Sedef Hastalığı) Nedir?

Kırmızı üzeri sedefimsi kepeklenmelerle seyreden bir deri hastalığıdır. Kalıtımla ilişkili bağışıklık (immün) sistemindeki bozukluk sonucudur.

Alevlenme ve iyileşme dönemleri gösteren süreğen bir seyir özelliği vardır.

Kaşıntı ve yanma gibi yakınmalara yol açmaz, ancak hastanın psişik yapısı nedeni ile bazı rahatsızlıklar söz konusu olabilir.

Görülme Sıklığı

Dünyanın nüfusunun %1-2’sinde sedef hastalığı görülür. Özellikle kuzey Avrupa ülkelerinde sıktır. Eskimolar ve zencilerde de seyrektir. Kadın ve erkeklerde aynı sıklıkta ortaya çıkar.

Ne Zaman Başlar?

Herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. En çok 16-22 yaşlarında başlar. 50’li yaşlardan sonra da başlama olağandır.

Sedef Hastalığı Neden Olur?

Nedeni tam bilinmiyor. Kalıtımsal olarak yatkınlığı olan kişilerde bazı enfeksiyonlar, fizik, kimyasal veya psişik travmalar, gebelik menopoz gibi hormonal dalgalanmalar, bazı ilaçlar hastalığın ortaya çıkışında tetikleyici olabilir.

sedef-2   sedef-3

Asıl olay hastalıklı bölgede derinin aşırı üremesidir. Bunun sonucu kepeklenme oluşur.

Belirtileri Nelerdir?

  • En çok görülen diz, dirsek, saçlı deri, kuyruk sokumu gibi vücut bölgelerinde birkaç santimetre çapındaki kırmızı-kepekli döküntülerdir (Plakpsoriasis).
  • Özellikle çocuklarda, boğaz enfeksiyonları sonrası boyutları bir santimetreden küçük olan yaygın döküntüler olabilir (guttat psoriasis).
  • Çok az sağlam deri bölgesi bırakacak kadar yaygın olabilir (jeneralize psoriasis). Tüm vücut derisi kızarıp, kepeklenebilir (Eritrodermikpsoriasis).
  • Bu tiplerin dışında sedefin püstüler psoriasis diye isimlendirilen cerahatli döküntülerle seyreden, alışılmışın dışında kıvrım bölgelerini (koltuk altı, meme altı, kasık gibi) tutan çeşitleri de vardır.
  • Tüm vücut derisini veya sınırlı bölgelerde olabilen (avuç içi taban gibi) püstül dediğimiz küçük cerahatli lezyonlar şeklinde olabilir (püstüler psoriasis).

Tedavisi var mı? Tedavi ne sağlar?

Tedavi hastalığın belirtilerinin silinmesini sağlar, yinelemeleri önleyemez. Sedef hastalığının en önemli özelliği kişiden kişiye hatta aynı kişide bile değişebilen sürelerde yineleyebilmesidir. Tedaviye erken başlamış olma bu açıdan üstünlük sağlamaz. Tam aksine yanlış veya gereksiz tedaviler hastalığın direnç kazanmasına, hafif şekillerin ağır, yaygın sedef tiplerine dönüşmesine neden olabilir.

sedef-4   sedef-5

Tedaviye her zaman en basit ilaçlarla başlanmalıdır. Bu nedenle yaygın olmayan hastalıkta, bölge derisinin özelliğine göre seçilmiş losyon, krem veya merhemler uzman hekimlerin denetiminde kullanılmaktadır.

Dışarıdan uygulanan ilaçların yetersiz kaldığı ve/veya yaygın hastalık halinde ışık tedavileri (fototerapi) uygulanabilir.

Son zamanlarda hastalığın nedenine yönelik araştırmalarla belirlenen, bağışıklık sistemini ilgilendiren aksaklıklara yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Ekonomik yükü fazla olan tedaviler belirli durumlarda yakın takip koşuluyla kullanılmaktadır.

Sonuç olarak Sedef hastalığının değil sedef hastasının tedavisi söz konusudur. Aynı hasta için değişik zaman dilimlerinde farklı tedaviler kullanılabilir, hatta aynı anda birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanabilir.

Sedef Hastalığı nelere yol açabilir?

Belirli bölgeleri tutan sedef hastalığı görünüm dışında hiçbir organik rahatsızlığa neden olmaz. Ancak kişinin psişik yapısı ile uyumlu olacak şekilde rahatsızlık söz konusudur. Yaygın olduğunda (eritrodermik veya yaygın püstüler psoriasis) ateş, halsizlik hali ile beraber sıvı, elektrolit, protein kaybı söz konusudur. Bu durumda hastanede yatırılarak takip gerekebilir.

Sedefli hastaların %5-15’inde artrit (sedef romatizması) gelişebilir. Bu durumdaki hastaların tedavisi ve takibi dermatolog, romatolog iş birliği ile yürütülür. Konunun uzmanı olmayan hekimlerce uygulanan artrit tedavileri derideki sedef hastalığının yaygınlaşmasına ve tedavilere direnç kazanmasına neden olabilir.

Sedef hastalığının tek belirtisi kafa derisinde olabilir, bu durumda gözden kaçabilir. Saçları dökmez kişi saçındaki kepeklenmeden yakınır.

Sedef hastalığının seyri sırasında veya ilk belirti olarak tırnaklarda bozukluklar görülebilir. Noktasal çukurcuklar (yüksük tırnak) en çok görülen değişikliktir. Renk değişikliği kalınlaşmalar, dökülmeler olabilir.

Fototerapi nedir?

Güneş ışığının belirli dalga boyları ile yapılan tedavidir. En basit fototerapi yaz aylarında mümkün olan güneş banyolarıdır. Atak halinde olmayan sedef hastalığında Ultraviyole B’den zengin bu tür güneş banyoları yararlıdır. Olumsuz tarafı zaman içinde güneşin neden olduğu deri yaşlanması ve onun doğal sonuçlarıdır.

Bugün fototerapiler, dalga boyları belirlenmiş ışık yansıtan lambalar içeren cihazlarla gerçekleştiriliyor.

  1. Klasik ultraviyole B, fototerapisi
  2. Darbant ultraviyole B, fototerapisi
  3. PUVA diye kısaltılarak isimlendirilen psoralen ve ultraviyole A ile yapılan

Fotokemoterapi sedef hastaların da uygulanan yöntemlerdir. İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Fototerapi Ünitesinde hem bölgesel hem genel uygulama cihazları mevcuttur.

Ek olarak banyo PUVA diye isimlendirilen ağızdan psoralen alamayacak hastalar için geliştirilmiş yöntem de uygulanabilmektedir.

İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında öğretim üyesi denetiminde psoriasis polikliniği yapılmaktadır. Burada her hasta ayrıntılı olarak incelenmekte düzenli olarak kontrollerini yaptırabilmektedir. Ayrıca sedef hastalığı ile ilgili gelişmeleri yakından izleyerek güncel tedavi olanağını bulmaktadır.

psoriasis-01 psoriasis-02 psoriasis-03

Fototerapi Birimi

fototerapi-birimi

Kliniğimiz Fototerapi Biriminde çeşitli deri hastalıkların da gerek genel poliklinikten gönderilen, gerekse özel olarak başvuran hastalara yönelik olarak UV-A, UV-B ve kombine tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Ünitemiz hafta içi her gün hizmet vermektedir. PUVA tedavisi ya da Fototerapi; çeşitli dalga boylarında ultraviyole ışınları kullanılarak yapılan, özellikle psoriazis (sedef), mikozis fungoides başta olmak üzere çeşitli deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir.

Hastalığın türü, şiddeti, vücuttaki yaygınlığı, dağılımı ve kontrendikasyonları gibi unsurlar değerlendirilerek fototerapinin nasıl uygulanacağına hekim tarafından karar verilir. Hekimin düzenlediği tedavi Programı deneyimli hemşirelerce uygulanır. Fototerapinin süresi de tedaviye bağlı olarak değişebilmektedir.

fototerapi-birimi-2

Kliniğimizde uygulanabilen fototerapi yöntemleri şunlardır;

  1. Fotokemoterapi (PUVA)
    1. Tüm vücut
    2. Bölgesel
      • El-Ayak
      • Saçlı deri
  2. Klasik UV-B
  3. Darband UV-B
  4. Tarak UV-A
  5. Banyo PUVA

Çeşitli sosyal güvenlik kuruluşları bu tedavinin bedelini ödemektedirler.

Servis Görevlileri

 

.


Ayşe HOCAOĞLU KALKANayse-hocaoglu

22.10.1975 Bulgaristan’da doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesinden mezun oldu. 1996 yılında İstanbul Tıp Fakültesinde başladı. 2007 yılından itibaren Anabilim Dalımızda Hemşire olarak çalışmaktadır.

 

Alerji Polikliniği

Alerji Özel Dal Polikliniğimizde alerjik deri hastalıklarının tanı ve tedavisine yönelik hizmetler verilmektedir.

Polikliniğimizde Salı günleri sabah 8.30-12.00 saatleri dışında her gün 08.30-16.00 saatleri arasında Prof. Dr. Esen ÖZKAYA denetiminde bu bölümümüzde görevli bir asistan doktor tarafından hizmet sunulmaktadır.

Genel dermatoloji polikliniğimize başvuran hastalarımızdan alerjik kökenli hastalığı olduğu düşünülenler (kontakt dermatit, atopik dermatit, kronik ürtiker, ilaç erüpsiyonları, vb.) alerji polikliniğine yönlendirilmektedir.

Alerjik kökenli hastalığı olduğunu düşünen hastaların öncelikle genel dermatoloji polikliniğimize başvurmaları gerekmektedir.

Alerji polikliniğine yönlendirilen hastalarımızın hastalıkları ile ilgili sorgulamaları yapılmakta, gerekli tetkikleri istenmekte ve her hasta için ayrı bir dosya açılmaktadır.

Muayenesi sonucunda alerji testi yapılmasına gerek görülen hastalar kliniğimiz Alerji Laboratuarına yönlendirilmektedir.

Hastalarımız, hastalıklarıyla ilgili gerekli bilgilendirme ve öneriler hasta ve yakınlarına verildikten ve eğer gerekli ise tedavisi düzenlendikten sonra, belirli aralıklarla kontrole çağrılmakta ve izlemeleri yapılmaktadır.

Alerjik deri hastalıklarının tanısı ve analizi için ayrıntılı anamnez ve çeşitli deri testleri gerekli olduğundan Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı bünyesinde Haziran 1996’da Alerji Polikliniği ve Alerji Poliklinik Laboratuvarı’ndan oluşan “Dermatoalerji Birimi” kurulmuş ve özel dal polikliniği ve laboratuvarı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Bu sayede hem alerjik kökenli deri hastalıklarını daha ayrıntılı olarak değerlendirme hem de çoğunlukla kronik olan ve uzun süre izlemeyi gerektiren bu dermatozları bir merkezden takip etme imkanı doğmuştur. Bu birim, geniş hasta ve test yelpazesiyle İstanbul ve Türkiye için bir referans merkezi konumundadır.

Alerji Özel Dal Polikliniğinin İşleyişi

  • Alerji Özel Dal Polikliniği’nde kontakt ekzema, atopik ekzema, kronik ürtiker ve ilaç alerjileri ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir. Hastalar, ön planda Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Genel Polikliniği’nden, ayrıca İstanbul içi ve dışı pek çok hastaneden sevk edilmektedir.
  • Hastalar polikliniğe ilk başvurduklarında yaklaşık yarım saat süren bir ön görüşme ve muayene yapılmakta, alerji poliklinik kartı açılmakta, her hastalık grubu için hazırlanmış olan özel anamnez formları doldurularak hangi testlerin gerekli olduğu belirlenmektedir.
  • Sonraki aşamada hastalar Alerji Poliklinik Laboratuvarına alınmakta, doktorlar tarafından yapılması gerekli görülen deri testleri, deneyimli bir teknik asistan (uzman biolog) tarafından uygulanmaktadır.
  • Testler sonuçlandığında hastalar, yeniden Alerji Polikliniği doktorları tarafından test sonuçlarının yorumu ve relevansı (klinikle uyumu) açısından değerlendirilmektedir. Gerekirse alerji bilgi kartı hazırlanmakta, tedavileri düzenlenmekte ve hastalar izlemeye alınmaktadır.
  • Alerji Özel Dal Polikliniği’nin ayrı bir hasta dosyalama sistemi ve arşivi bulunmaktadır.

Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniği

İstanbul Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı ve Veneroloji Bilim Dalının cinsel bölgeye yönelik yakınmalarla başvuran hastalarımızın ayrıntılı olarak değerlendirilip, bilgilendirilebileceği ayrı bir polikliniğimiz bulunmaktadır.

1994 yılında kurulan bilim dalımız deri hastalıkları konusunun ayrılmaz parçası olan “Zührevi Hastalıklar” alanında eğitim, araştırma çalışmaları gerçekleştirmekte, bir özel dal polikliniği ile halkımıza hizmet vermektedir.

Kliniğimiz genel polikliniğine cinsel bölgeye yönelik yakınmalarla başvuran hastalarımız, gerekli sorgulama ve muayeneleri yapıldıktan sonra; “CİBH (Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar=Zührevi Hastalık) Dosyası”nın çıkarılması ve daha ayrıntılı incelemelerinin yapılması amacıyla bölümden sorumlu asistan doktora yönlendirilir.

İlgili hekim tarafından yakınmaları doğrultusunda ayrıntılı (genital ve tüm vücut) dermatolojik muayenesi yapılan hastaya, özel bir dosya doldurularak, yineleyen benzer yakınmalarında veya kontrollerinde daha sağlıklı değerlendirilmesinin yapılması sağlanır.

Gerekli incelemeleri yaptırılan hastaya tanı konulduktan sonra;

  • önce hastalığıyla ilgili ayrıntılı bilgi verilir,
  • gereğinde cinsel eşi davet edilir,
  • tedavisi düzenlenerek uygun bir süre izlenir ve değerlendirilir.

Bilim dalımız ve bu polikliniğimizde değerlendirilen, tedavi edilen ve izlenen “Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar” şunlardır:

  1. Frengi (Sifiliz)
  2. Genital Siğil (Condylomata accuminata)
  3. Genital Uçuk (Genital Herpes-Herpes genitalis)
  4. Kasık ve Vücut Mantarı (Tinea cruris)
  5. Kasık Biti ve Uyuz (Pedikülosis ve gale)
  6. Molluscum Contagiosum
  7. Genital akıntıya yol açabilecek hastalıklar: Bel soğukluğu (Gonore ve benzeri hastalıklar)
  8. Yumuşak Şankır (H. ducreyi)
  9. Lenfogranuloma venerum (C. Trachomatis)
  10. Granuloma inguinale (C. granulomatis)

Muayene sırasında ve sonrasında bu hastalıkların yol açabileceği deri lezyonlarından örnekler alınabilir. Bu örnekler

  • kliniğimiz laboratuvarında değerlendirilebilen sürüntüler (smear) olabileceği gibi
  • bu hastalıkları yapan etkenlerin oluşturduğu antijen ve antikorların araştırılması için alınan kan örnekleri (serolojik inceleme) ve
  • lezyondan alınan parça (biyopsi) olabilir. Biyopsiler fakültemiz Patoloji Anabilim Dalına gönderilir ve ortalama bir hafta-10 gün arasında sonuçları alınır.

Bütün bu değerlendirmeler sonucunda varılan tanıya göre hastaya hastalığıyla ilgili bilgi verilir. Hastalığı aldığı ve vermiş olabileceği yerler söylenir, onların da muayene olmaları için hastaya gerekli yönlendirmelerde bulunulur.

Daha sonra hastaya konulan tanıya uygun tedavi önerilir. Tedavi yöntemleri şunlar olabilir:

Oral (Ağızdan) Kullanılan İlaçlarla Tedavi

Ağızdan verilen ve etkene göre değişen içerik ve biçimde genel olarak “antibiyotik ve antiviral” adı verilen ilaçların değişik doz ve sürelerle uygulanması,

Topikal (Yerel) Uygulanan İlaçlarla Tedavi

Değişik merhem, krem ve losyonlarla hastanın kendi kendine evinde uygulayabileceği tedaviler ve poliklinikte hekim tarafından seanslar halinde uygulanan sürme tedavileri,

Haraplayıcı (Destrüktif) Yöntemlerle Tedavi

Bu tedavi türünde de değişik yöntemler söz konusu olabilir.

Soğuk tedavisi (Kriyokoter): Genital siğiller vb bazı hastalıklarda seanslar halinde lezyonun sıvı azot yardımıyla dondurulmak yok edilmesine yönelik uygulamadır.

Elektrikle yakma tedavisi (Elektrokoterizasyon): Bu yöntemde düşük voltajlı ve ısı etkisi doğuran koter cihazıyla lezyonun yakılarak yok edilmesi sağlanmaktadır. Bu yöntemde bir miktar ağrı ve acı hissi oluştuğu için yerel anestezik maddelerle uyuşturma-hissizleştirme işlemi yapılabilmektedir.

Cerrahi çıkarma: Bazı büyük lezyonlar yine anestezi altında cerrahi yöntemlerle çıkarılabilmektedir. Deriye yönelik cerrahi uygulamalar, hastalığın cinsine ve lezyonun büyüklüğüne göre kliniğimizde veya genel cerrahi ile plastik cerrahi kliniklerine sevk edilerek gerçekleştirilmektedir.

Cinsel Eş (Partnerlerin) Muayene ve Değerlendirilmesi

Kliniğimizde cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklarda mutlaka cinsel eş veya eşlerin muayenesi ve değerlendirilmesi (bazen hastayla birlikte) yapılmaktadır. CİBH’ın önlenmesi ve kişinin tedavisinin tam olarak yapılması, tedaviden sonra hastalığın yinelemesinin önlenmesi bakımından bu gerekli, hatta zorunludur. Bazı durumlarda eşte hastalık belirtisi bulunmasa da eşlere tedavi uygulanabilmektedir.

Cinsel İlişki İle Geçen Mikroplar

  • Her zaman hastalık yapmayabilirler. Ancak kişi bu mikrobu taşır ve ilişkide bulunduğu kişilere bulaştırabilir.
  • Hastalık belirtisi olanların bir kısmında tedavi uygulanmasa bile, bir süre sonra belirtiler kendiliğinden kaybolabilir. Bu, hastalığın geçtiği (iyileştiği) anlamına gelmez. Tedavi uygulamamak geç dönemlerde daha ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. Ayrıca bu süreçte de hastalığın başkalarına bulaşması olasılığı vardır.
  • Yanlış ve eksik tedaviler de hastalığın belirtilerini baskılayarak hastalığın süreğenleşmesine neden olur.

Yukarıdaki nedenlerden ötürü, kuşkulu cinsel ilişki sonrası olası hastalıklara karşı daima uyanık bulunmak, bu tür ilişkiler sırasında da prezervatif gibi koruyucu önlemleri almak yerinde bir davranış olacaktır.

Nevüs (Ben) Polikliniği

nevusBu özel dal polikliniğimizde gerek genel poliklinikten yönlendirilen, gerekse doğrudan başvuran ve vücudunda nevüsü (ben) bulunan hastalara yönelik olarak tanı, tedavi ve özel bir görüntüleme sistemi (dermoskopi) ile izleme işlemleri yapılmaktadır.

Nevüsler (Benler) Hakkında Bilgi

Deriye rengini veren hücreler olan melanositler, bir renk maddesi olan melanin üreterek derinin renginin oluşumda önemli rol oynarlar. Derinin en üst tabakasının (Epidermis) tabanını döşeyen hücreler arasında her 5-10 hücreden birisi melanosittir.

Halk arasında ben diye bilinen nevüslerin hücreleri de melanositlerden farklılaştığı düşünülen ve melanin sentezleme yeteneğine sahip hücrelerdir. Her iki tip hücrenin ortak özelliği malign melanom (ben kanseri) gelişimin neden olabilmelidir, dolasıyla gerek insanların normal derisinden gerek önceden var olan benlerinden kanser gelişebilir.

Nevüslerin çoğu zararsızdır ve sıklıkla kahverengi veya siyah renkte olurlar. Bazıları deriden kabarık dururken, bazıları deri seviyesindedir. Çok değişken boyutlarda gözlenebilirler. Doğuştan olabildiği gibi sonradan da çıkabilirler. Görünüşlerine, renklerine, bulundukları yere veya kökenlerini aldıkları hücrelere göre farklı isimler alırlar. Önemli bölümü yaşam boyunca bir soruna neden olmazlar.

Deri ve Zührevi Hastalıklar uzmanları bu farklı tiplerdeki nevüsleri tanıma konusunda uzmanlaşmıştır.

Nevüs (ben) polikliniğimizde gerek genel poliklinikten yönlendirilen, gerekse doğrudan başvuran nevüsü (ben) bulunan hastalara yönelik muayene yapılır. Başlıca tanı koyma, hastaları bilgilendirme, çıkarılması gereken benler için cerrahi bölümlere yönlendirme ve riski olanları izleme işlemleri gerçekleştirilmektedir.

Melanom insanlarda sık görülen kanserler arasında yer alır ve deri hastalıklarına bağlı ölümlerin en önemli nedenidir. Öte yönden erken tanı konulduğunda şifa sağlanabilmektedir. Dolasıyla hangi benlerin riski olduğunun halk tarafında da bilinmesi hastaların erken aşamasa hekime başvurulmasının sağlanması ve riskli gruplarda ben muayenelerinin düzenli yapılması önemlidir. Nevüs polikliniği bu açıdan önemli bir işlev görmektedir.

Mikozis Fungoides Polikliniği

mikozis-fungoidesBu özel dal polikliniğimizde gerek genel poliklinikten yönlendirilen gerekse doğrudan olarak başvuran hastalara yönelik olarak, Mikozis Fungoides ve benzeri hastalıkların tanı ve tedavisine yönelik işlemler yapılmaktadır.

Mikozis Fungoides

Mikozis fungoides bir deri lenfoması olup Deri ve Zührevi Hastalıkları uzmanları tarafından tedavi edilir. Kronik seyirli bir hastalıktır ve hastaların önemli bir bölümünde ciddi sorunlara neden olmaz ve hastadan hastaya şiddeti değişmektedir. Erken dönemde deride ince kepekli, kırmızımsı iyi sınırlı ince lezyonlarla başlar. Hastadan hastaya şiddeti değişmektedir.

Bir lenfoma tipi olmakla birlikte erken dönemde görünümü ve seyri sedef hastalığı gibi başka deri hastalıklarına benzer. Zaman içinde döküntüler kalınlaşabilir ve hastaların az bir bölümünde tümörler oluşabilir. İç organları etkilemesi çok nadir bir durumdur. Tanı konulabilmesi için çok sayıda biyopsi yapılması gerekebilir. Dolasıyla hastaların basit bir işlem olan deri biyopsisinden kaçınmaması önemlidir. Tedavisi hastalığın şiddetine göre belirlenmekte olup, lokal kremler, ışık tedavisi (PUVA-UVB) veya sistemik ilaçlar hastalığın evresine göre seçilebilir. Döküntüler tedavi ile geriler fakat nüks riski vardır. Mikozis Fungoiden sık bir hastalık olmamakla birlikte hastalar genellikle belirli merkezlerde izlenmektedir. Kliniğimiz de bulunan Mikozis Fungoides polikliniği de bu açıdan önemli bir işlev taşımaktadır.

Büllü Hastalıklar Polikliniği

bullu-hastaligi bullu-hastaliklar-rifkiye-kucukoglu

Büllü hastalıkları özel dal polikliniği (tatil günleri hariç) her Salı hizmet vermektedir. Bu poliklinikte Prof. Dr. Rıfkiye Küçükoğlu ve ekibi tarafından otoimmün büllü hastalıklarının tanı ve tedavi hizmetleri yürütülmektedir.

Hastalarımız genel polikliniğimizden veya diğer hastalardan gönderilmekte olup, 1986 yılından bu yana immünoloji laboratuvarımızla iş birliği halinde takipleri yapılmaktadır.

Büllü Hastalıklar

Büllü hastalıklar, denildiğinde deride içi sıvı dolu kabarcıkların veya ağız içinde yaraların oluştuğu hastalıklar düşünülmelidir.

Travmaya veya ısıya bağlı, örneğin ayakkabı vurması veya yanık gibi, büller olabileceği gibi bazı hastalıkların seyrinde bu oluşumlar kontrolsüz olarak ortaya çıkabilir.

Bu hastalıklar epidermolizis büllöza, Hailey-Hailey hastalığı gibi doğumsal ve kalıtsal olabilir. Büllü hastalıklar polikliniğimizde izlediğimiz ana grubu otoimmün büllü hastalıklar oluşmaktadır. Bunlar pemfigus grubu hastalıklar, büllöz pemfioidsikatrisyel pemfigoid, lineer IgA hastalığı, akiz epidermolizis bülloza, dermatitis henpetiformis gibi Türkçe karşılığı olmayan, yaşamın herhangi veya ağız, burun içi gibi mukozalarda büller ortaya çıkaran hastalıklardır. Bu hastalıkların oluşum nedeni bilinmemektir. Ancak kalıtsal veya bulaşıcı değildirler. Derideki hücrelerde bazı immünolojik değişikler sonucu kontrolsüz bir şekilde büller (içi sıvı dolu kabartılar) oluşur.

Direkt immünflorezan inceleme immünoloji laboratuvarımızda yapılmaktadır. Hastalığın tanısı için patolojik inceleme yanında immünolojik inceleme (direkt immün florezan) içinde biyopsi almak gerekir. Otoimmün büllü hastalıklar uzun seyirli olup yıllarca tedavi gerektirebilir. Bu nedenle hastaların sabırlı ve tedaviye uyumlu olmaları şarttır.

Tedavi takibinde ise hastalardan kan alınarak immünoloji laboratuvarlarında antikor düzeylerinin ölçülmesi gerekir. Bu tetkikler indirekt immün florezan veya ELİSA yöntemleri ile immünoloji laboratuvarımızda yapılmaktadır.

Behçet Hastalığı

Behçet Hastalığı dünya tıp literatüründe 1937’de Türk dermatolog ve aynı zamanda kliniğimizin kurucusu olan Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanan ve onun ismi ile anılan ilk ve tek hastalık

Tanımlandığı dönemde klasik triadı, oral aft, genital ülser ve iridosiklit iken bugün tüm organ ve doku sistemlerini tutan otoimmun/otoinflamatuar bir hastalık

hulusi-behcet-posta-pulu hulusi-behcet hulusi-behcet-hatira-parasi

Behçet Hastalığı, İstanbul Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim dalının kurucusu olan Hocamız Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından 1939 yılında tanımlanmış ve Dünya’ya duyurulmuş, bir Türk hekiminin, Hocamızın ismi ile anılan bir hastalıktır. Behçet Hastalığı, ağız içi ve cinsel bölgede yaralar, deri belirtileri, göz tutulumu, orta ve büyük eklemler de ağrılı şişlik, damarlar başta olmak üzere vücuttaki tüm organ ve dokuları tutabilen, nedeni henüz belli olmayan, sistemik bir hastalıktır.

Behçet Hastalığının Nedenleri

Behçet hastalığının henüz belirlenmiş bir nedeni yoktur. Ancak hastalığı tetikleyen çevresel etkenlerin (infeksiyöz ajanlar, bakteri veya virüsler) yanı sıra genetik yatkınlık üzerinde durulmaktadır. Ailesel geçiş henüz tam bilinememektedir. Nadiren ailenin diğer fertlerinde de görülebilmektedir.

Behçet Hastalığının Belirtileri

  • Ağız yaraları (Oral Aft)

Ağız yaraları, hastaların hemen hemen hepsinde vardır. Hastalığın diğer belirtileri ortaya çıkmadan yıllarca önce tek başına görülebilir. Yaralar; yanak içi, dil, dudaklar, yumuşak damak veya ağız içinin her yerinde ortaya çıkabilir. Tek veya çok sayıda olabilir. Yaraların ortası kirli beyaz/sarı, etrafı kızarık ve ağrılıdır. Genellikle 7 ile 14 gün içinde iyileşir. Tekrarlayıcı özelliği vardır ve tekrarlama sıklığı ise hastadan hastaya, hastanın tedavi almasına bağlı olarak değişir.

  • Cinsel Bölge Yaraları (Genital Ülser)

Hem kadın hem erkek genital organlarında, aynı ağızdaki yaralara benzeyen ülser şeklinde ortaya çıkar. Behçet hastalarında ağız yaralarından sonra en sık görülen ve hastayı doktora götüren belirtidir.

Genellikle iyileştikten sonra yara yerinde iz kalır.

  • Çeşitli Deri Belirtileri

Behçet hastalığında deriye ait belirtiler, hastalığın başlangıcında veya seyri sırasında sık görülür.

Genelde bacakların ön yüzünde kırmızı, üzerine basmakla ağrılı, düğme veya nohut gibi sertlikler (eritema noduzum benzeri lezyonlar) görülür. Bunlar nadiren de gövde kollar, yüz bölgesinde düzensiz ve dağınık olarak yerleşirler. Genişlikleri 0,5-5 santimetre arasındadır. Bu döküntüler 10-15 gün içinde, uç vermeden koyu renkli çöküklük bırakan bir leke halinde iyileşirler. Behçet Hastalarında sivilcelerden sonra ikinci sıklıkta görülen belirtilerdir. Sivilce benzeri belirtiler;

(Papülopüstüller-Psödofolikülit benzeri döküntü): Mikropsuz, cerahatli, uç veren kabarcıklardır. Görünüm açısından ergenlik sivilcesinden farklı değildir. Tek başına bir anlam ifade etmez. Bu nedenle hastalığın diğer belirtileri ile birlikte değerlendirmek gerekir. Sırt, yüz, göğüs, kasıklar, kalçalar, cinsel bölge, kol ve bacaklarda ortaya çıkabilir.

Genital bölge dışı yaralar (ülserler): Vücudun genellikle koltuk altı, meme altı, meme çevresi, ayak parmak aralarında ortaya çıkan, ağız içindeki aftlara benzeyen yaralar (Extra genital ülser) görülebilir. Bunlar Behçet Hastalığının diğer deri belirtilerine göre daha az sayıda görülür.

Paterji Testi (Derinin Özgün Olmayan Reaksiyonu): Derinin aşırı duyarlılığını ortaya koyan bir testtir. Paterji testi, hastanın önkol derisine steril bir iğne batırılarak yapılır. Test yapılan deri bölgesinde ortaya çıkan reaksiyon 24 saatte belirginleşip 48 saatte maksimum seviyeye ulaşır. Önce kırmızı 1-2 milimetrelik bir kabarıklık iken steril cerahatli sivilce haline dönebilir. Paterji testinin pozitif olması Behçet hastalarında tanı kriteri olarak kabul edilir. İstanbul Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalığı Behçet Polikliniğinde takip edilen hastaların paterji pozitifliği oranı; ilk tanı sırasında %61,3 dür.

  • Göz ile İlgili Belirtiler (episklerit, konjonktivit, ön uveit, arka uveit, panuveit… vb.)

Göz tutulumunun sıklığı ve şiddeti değişkenlik gösterse de, genelde bizim hasta grubumuzda %33 oranındadır. Göz tutulması; genç erkeklerde daha sık, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve hafiftir. Hastaların başlıca şikayeti görmenin azalması, göz çevresinde ağrı, kanlanma, gözün ışıktan rahatsız olması, puslanma, perdelenme ve siyah nokta uçuşmalarıdır.

  • Eklem Belirtileri (Artrit, artralji, fibromiyalji, sakroileit… vb.)

Behçet hastalarında sıklıkla orta ve büyük eklemler; diz, ayak bileği, el bileği ve dirsek tutulur. Ayrıca el ve ayak eklemlerinde, parmak ve kalça eklemlerinde Behçet Hastalığına bağlı belirtiler olabilir. Eklem tutulması, eklem ağrısı ve eklem şişmesi şeklinde ortaya çıkar. Eklemde hareket kısıtlılığı görülürken, kızarıklığa pek rastlanmaz. Eklem tutulumu şekil bozukluğu yapmaz ve genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden iyileşir.

  • Damar Belirtileri (Yüzeyel tromboflebit, derin ven trombozu, arteriyel anevrizma… vb.)

Behçet hastalığında hem atardamarlar (arter) hem de toplardamarlar (ven) hastalanabilir. Ülkemizde toplardamar tutulması (tromboflebit) daha fazla iken atardamar tutulması çok nadirdir. Yüzeyel toplardamar tutulması bacakların iç yüzünde, ip gibi uzayan veya yuvarlak şişlik, kızarıklık, ağrı şeklinde kendini gösterir ve en sık görülen damar tutulmasıdır. İkinci sıklıkta derin ven trombozu (DVT) orta ve büyük venlerde ortaya çıkar. En çok bacaklarda görülür, şiddeti ağrı, yürüme zorluğu, bacaklarda şişlik biçiminde ortaya çıkar.

  • Sinir Sistemi Belirtileri

Sinir sistemi tutulumu çok nadir görülür. Hastalarda devamlı baş ağrısı, ara-ara ortaya çıkan çift görme, kol veya bacaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik, denge bozukluğu, yürüme zorluğu, konuşma bozukluğu, unutkanlık, kişilik bozukluğu, sinirlilik, hırçınlık gibi belirtiler olabilir.

  • Mide-Barsak Belirtileri

Hastalarda çok ender olarak karın ağrısı, ishal, kabızlık, iştahsızlık, bulantı, görülebilir.

  • Akciğer Belirtileri

Ülkemizdeki hastalarda oldukça nadir görülür. Sürekli öksürük, göğüs ağrısı, pembe renkli veya kanlı balgam çıkarılması şikayeti ile ortaya çıkabilir.

  • Üreme Sistemi

Üreme sistemini etkilemez. Hastalık genellikle gebelikte remisyona girer, yani aktivitesini kaybeder. Behçet Hastalığı seksüel yaşamı etkilemez Erkek hastalarda üreme kanalı ve torbalarda şişliğe yol açabilir.

  • İşitme Denge Sistemi

Nadirdir. Genellikle nörosensorial işitme kaybı tipinde ortaya çıkar.

  • Üriner Sistem

Görülme sıklığı çok nadirdir. Bel ağrısı, kanlı idrar şikayeti olabilir.

  • Dolaşım Sistemi/Kalp

Çok nadir görülür.

  • Juvenil Behçet

Hastalarımız arasında küçük (Çocukluk yaşta, 16 yaş ve altındaki hastalar) yaşta Behçet Hastalığı görülmektedir.

  • Ailesel Behçet

Behçet Hastalarımızdan 1. derece aile fertleri, ikinci ve uzak akrabalarında hastalık görülebilir.

  • İleri Yaş Behçet Hastalığı

Behçet Hastalığı 42 yaşından sonra başlayabilir veya 42 yaşından önce bazı belirtileri ortaya çıkıp 42 yaşından sonra tüm belirtileri görülerek hastalık yerleşebilir.

Behçet Hastalığının Teşhisi

Hastalık tanısı klinik belirtilerle konulur. Hastalığın tanısına özgü bir laboratuar testi yoktur. Behçet hastalığında belirtilerin tümünün aynı anda ortaya çıkması şart değildir. Bazı belirtiler hastalığın ilk yıllarında yok iken daha sonraki yıllarda ortaya çıkabilir. Behçet Hastalığı bulgularından en az ikisinin varlığı halinde, hastalığı düşündürmelidir. Behçet hastalığı tanısı konarken ağız yaralarının olması varlığı aranır. Ağız yaraları (oral aft) ile birlikte cinsel bölge yaraları, göz bulguları, deride kırmızı sertlikler, sivilceler, pozitif paterji testinin varlığı damar iltihabı gibi bulgulardan üç tanesinin bulunması hastalık teşhisi için yeterlidir.

Behçet Hastalığının Seyri

Behçet hastalığı, hastaların çoğunda selim/iyi bir seyir gösterir. Hastalığın genel karakteri; alevlenme ve düzelmelerle seyreder. Zaman içinde belirtilerinin hafiflediği veya kaybolduğu dönemler gösterir. Hastalığın erken yaşta başlaması, göz-damar ve sinir (nörolojik) tutulumun olması, yaşam kalitesini düşürür. Behçet Hastalığı tanısından sonraki ikinci önemli iş, hastanın takibidir. Organ tutulumu olup, takip edilmeyen hastalarda yaşam kalitesi düşer. Diğer sakatlık ve ölüm oranı (özellikle nörolojik ve damar tutulumunda) artabilir. Ayrıca hastalarda; sistemik veya lokal enfeksiyonların varlığı, yorgunluk/stres halleri, lokal/genel cerrahi müdahaleler, ağız mukozası/diş/diş eti hastalıkları ve ağız içi müdahaleleri, kadın hastalarda adet dönemi öncesinde ve diğer sistemik hastalıkların varlığında Behçet Hastalığı hastalık aktivasyon gösterebilir.

Behçet Hastalığının Tedavisi

Tedavi hastanın klinik belirtilerine göre lokal (haricen) ve sistemik olmak üzere iki kısımdan oluşur. Lokal tedavi; deri belirtileri, ağız içi ve cinsel bölge belirtileri, göz tutulumu ve yüzeyel tromboflebitte uygulanır. Sistemik tedavi ise tutulan organdaki belirti ve muayene bulgulara göre ağız yolu, damar veya kalçadan enjeksiyonla yapılır.